Poor Things: Hangimiz zavallı?

Dünya festivallerinde büyük yankı uyandıran, 11 dalda Oscar’a aday gösterilen Yunan yönetmen Yorgos Lanthimos imzalı “Poor Things” nihayet Türkiye’de vizyona girdi. “Lanetli Lanthimos Evreni”nin gerçeküstü, tuhaf ve karanlık atmosferine alışık olan sinefilleri şaşkına uğratacak derecede bol kahkahalı bir dil yaratan yönetmenin açık ara en iyi ve en cüretkar filmi bu.

Toplumsal kuralları kimler, nasıl, ne zaman koydu? Neden her düşündüğümüzü gerçek bile olsa söylememeliyiz? Haz ne demek? Neden erkeğe mübah görülen kadına günah sayılıyor? Erkek, kadın üzerinde tahakküm kurma hakkını nereden alıyor?
Ya da neden birileri kuş tüyü yataklarında yatarken başkaları açlıktan ölmek zorunda? Bu temel sorulara herkesin kendine göre verecek bir cevabı elbette vardır. Ama dünyaya gözlerini yeni açıp doğrudan bu soruların ortasına düşen bir “bebek” için yanıtlar hiç de basit ve anlamlı değil.

Nevi şahsına münhasır tarzını Hollywood’a transfer olduktan sonra da korumayı başaran Yunan Tuhaf Dalgası’nın en ünlü ismi Lanthimos, seyircisine hep yeni sorular soran, bir yandan zihinleri bulandırırken diğer yandan arındıran bir yönetmen. Bunu absürt hikayeler, tuhaf ve karanlık karakterler, gerçeküstü bir atmosfer kurgulayarak, komedi ile dramı birlikte zekice eriterek yapıyor. Kendi filmlerini “problemli çocuklara” benzetiyor.

Filmografisinde ayrı bir yerde duran 2018 yapımı The Favourite’da senaryoya ilk kez dahil olmamış, Tony McNamara’nın metniyle de kendi üslubunu korumayı başarmıştı. İskoç yazar Alasdair Gray’in aynı adlı romanından uyarladığı son filmi Poor Things de yine senarist Tony McNamara’nın kaleminden çıktı ve bu kez “Lanthimos hiç bu kadar komik olmamıştı” diyeceğimiz bir anlatıyla… 1818’de Mary Shelley’nin yazdığı Frankenstein’ın Gelini’nden ilham alan “hoyrat” bir feminist hikayesi, karakterin kendi bedenini ve cinselliğini keşfetme yolculuğu bu.

En az kendisi kadar çatlak olan babasının bilim çılgınlıkları yüzünden insandan çok bir canavara benzeyen ama bir o kadar da duygusal bilim adamı Godwin Baxter, (Willem Dafoe) intihar eden hamile bir kadını, karnındaki bebeğin beynini kullanarak yeniden diriltir. Bella Baxter (Emma Stone) adını verdiği bu genç kadın bebek olarak dünyaya ikinci kez gözlerini açar. Yetişkin bir bedende bir yenidoğan hayal edin! Ama Bella’nın zihinsel gelişimi fişek gibi! Çocukluktan ergenliğe hızlı bir geçiş sonrası tanıştığı Max McCandless’la (Mark Ruffalo) ilk haz macerasını yaşıyor ve seyre doyulmaz bir komedi başlıyor. Bella’nın “Tanrı” dediği bir erkek eliyle yaratılan bir kadın özgür iradesini nasıl elde eder ve erki dize getirir? Yanıtı bu “deli saçması” feminist Frankenstein masalında saklı.

Cinselliğin her aşamasını tadan ve kendi yolunu bulan Bella’yı oynayan Emma Stone, karakterini her sahnede ileri taşıyor. Kendi değimiyle “utanç diye bir derdi olmayan” tamamen özgür bir kadının hikayesi bu. Binbir çeşit duygusal geçiş barındıran epey riskli bir rol. Bella fiziksel ve zihinsel gelişim gösterdikçe Stone’un oyunculuğu da gelişip devleşiyor. Filmi izlerken kendinizi Bella’nın cesaretine öykünürken bulabilir, “Hangimiz zavallı?” sorusunu sorabilirsiniz.

The Favourite filminde de Emma Stone ile çalışan Lanthimos dişil bir bakış açısıyla kadrajına alıyor yaşananları. Filmdeki sınırları zorlayan çıplaklık ve cinsellik sahneleri sinemada alışılageldiği gibi bir kadını sömürü aracı haline dönüşmüyor.

Lanthimos’un zaman zaman kullandığı balık gözü lens de filmin tuhaf anlatım dilini besliyor ve “zavallı” bir dünyada var olmaya çalışan Bella’yı merkezde konumlandırıyor. Dinamik kurgu sayesinde de seyirci filmden bir an olsun kopmuyor.
Köpek başlı tavuk, keçi bedeninde ördek ya da at maketli at arabası gibi absürtlükler de barındıran “fırlama” bir film Poor Things.

Bu dünya Bella için olduğu kadar seyirci için de sürreal. Londra ameliyathanelerinden masalsı şehir Lizbon’a, yoksul İskenderiye’den Paris’te bir geneleve uzanan hikayede mekanların sadece isimleri gerçek. Tüm bu şehirler Lanthimos’un hayal ettiği kendi büyülüğü gerçekliğiyle resmedilen masalsı paralel evrenler gibi. Gotik üslup ilk bakışta dönem filmi gibi görünse de ne mekanlar ne de kostümler belli bir dönemi temsil ediyor. Kostüm tasarımcısı Holly Waddington alabildiğine tuhaf, alabildiğine renkli, gotik ve özgüvenli bir tarz yaratmış.

Venedik Film Festivali’nde “En İyi Film” dalında Altın Aslan’a layık görülen Poor Things, Yorgos Lanthimos’un en büyük bütçeli işi. Film 10 Mart’ta dağıtılacak Akademi Ödülleri’nde de 11 dalda Oscar’a aday gösterildi. “En İyi Yönetmen” kategorisinde güçlü adaylarla yarışacak Lanthimos ödüle uzanır mı bilinmez ama Altın Küre’de “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazanan Emma Stone Oscar’a çok yakın. Üstelik ikilinin birlikteliği Lanthimos’un yeni projesi Kind of Kindness’da da sürecek.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

x